Hoş geldin Kerem

Hoş geldin Kerem;

Benim tatlılar tatlısı küçük yeğenim. Sadece birkaç gün önce dünyaya geldin. Öyle sanıyorum ki bu senin ilk mektubun olacak ama asla son değil. Zaman ne kadar değişirse değişsin sana mektuplar gelecek sen çok güzel mektuplar yazacaksın. Mektup sözü hasreti ve uzaklığı hatırlatır çoğu insana ama bir de madalyonun diğer bir yüzü var ki o mektuplardır uzakları yakın eden ve sevdiklerimizi kısa bir anlığına da olsa yanımıza getiren. 

Küçük yeğenim diye başladım mektubuma ama kim olduğumu henüz bilmiyorsun. Ben o dünyalar yakışıklısı babanın ikinci kardeşiyim. Yani ikinci amcanım. Komik bir ifade oldu biliyorum ama öyle. Fehmi amcandan sonra ikinci Amca ben oluyorumJ Yaşasın yaş farkı sayesinde Baran amcanın önüne geçebildimJ Bir tanecik kuzenin Ahmet te maalesef beni mektubumdan ve sesimden tanıyor. Bazı sıkıcı durumlardan dolayı henüz sizin o güzel yüzlerinizi dünya gözüyle görme fırsatı bulamadım. Ancak en kısa sürede yanınıza gelip sizleri kucaklayıp o dünyanın tüm kokularından daha muhteşem olan kokularınızı içime çekeceğim.

Sen dünyaya geldiğinde ikinci babaannen den gelen bir telefonla aldım sevinçli haberi. Senin dünyaya geldiğini söylediğinde sesi biraz endişeli geliyordu. Sanırım biraz acele etmişsin dünyaya gelmek için. Hemen babana ulaşmak istedim. Ama ulaşamayınca ona, birinci babaannene ulaştım ve durumunun iyi olduğunu duyunca içimizdeki endişe yerini mutluluğa bıraktı. Çok isterdim yanında olmayı simdi ama dedim madem gelemiyorum sesimi göndereyim yeğenime.

Baban fotoğrafını gönderdi bugün. Nasıl tatlı bir şeysin sen. Ayrıca hiçte küçük değil benim yeğenim kocaman adam olmuş şimdiden ve manken gibi poz vermiş ona gülümseyen gözlerle bakan objektiflere. Sana söz veriyorum en kısa zamanda geleceğim oraya ve senin fotoğraflarını ben çekeceğim.  Ama o zamana kadar sen gördüğün tüm objektiflere poz ver ve babana söyle hemencecik göndersin amcaya o güzel fotoğrafları. Bak Fehmi amcan da bazen unutuyor fotoğraf göndermeyi ama Ahmet hemencecik hatırlatıyor ona “ baba amcama gönder bak,  benim ne kadar büyüdüğümü onlarda görsünler ” diye.

İyi ki geldiniz ailemize Kerem. Önce güzel annen sonrada sen, bizi ne kadar mutlu ettiniz anlatamam. Önceden 8 kişilik küçücük bir aileydik. Sonra yavaş yavaş çok güzel insanlar katildi aramıza. Şimdilik ailemizin son üyesi sensin ama şimdiden söyleyeyim kısa süre sonra pabucunu dama atacağız. Çünkü bu küçük aileye bu sefer de ben yeni bir insani katacağım. Geçtiğimiz Pazar günü yani sen ailemize geldikten çok kısa bir süre sonra ben senin müstakbel yengene evlenme teklif ettim.  Umarım seni görmeye beraber geleceğiz.  Sen geldiğimizde azcık daha büyümüş olacaksın biliyorum ama söz sana sen çok büyümeden en azından askere gitmeden gelecek amcacığın yanına. Seni ve Ahmet’i sarıp koklayacağım günü iple çekiyorum.

Kimseye söyleme ama bu arada baran amcan sana azcık bozuk. “Madem acele edecekti gelmek için bir ay daha erken gelseydi bende orada olurdum “  diyorJ Umarım güzel anneciğin kadar zeki ve yakışıklı baban kadar yetenekli kocaman bir adam olacaksın. Ve ben sen büyürken senin her doğum gününde Hokkabaz Ceco olarak yepyeni numaralar ile senin yüzünü güldürmeye çalışacağım.

Üstadın dediği gibi “doğarken ağladı insan, bu son olsun, bu son”. Ömrün boyunca yüzünden gülümseme eksik olmasın. Çok sev ve çok sevil emi benim canim yeğenim

Seni çok ama seven amcan

Hokkabaz Ceco

Sesli Yazı

Advertisements

Kadın ve Yağmur

Sağanak bir yağmur başladı aniden. Caddedeki tüm arabalar, sanki zaman akışına ara vermişçesine yavaşlamışken,  yayalar hızlı çekim tuşuna basilmiş bir film karesindeymişler gibi bir yerlere koşuşturuyorlardı. Adamsa bir ağacın altında beklerken yağmurun dinmesini , aldırmadan yağmura bisikletinin pedallarına basan ve yavaşlayan arabaların arasında yoluna devam eden kırmızı etekli Kadını gördü. Hayranlıkla seyretti  Kadını ve yağmurdan ıslanmış güzel bacaklarını. Pornografik bir görüntüden çok güzel bir sanat eseriydi bu Adam için.  Yağan yağmura aldırmayan Kadında Adamı fark etti ve hafifçe gülümsedi Adama. Ve akan zamanın içinde yoluna devam etti, aldırmadan.

Sesli Yazı

Dostumun Dostu Bayram

Bugün bir dostumu ziyarete gittim. Güzel bir günü onun güzel sohbeti ile süslemek istedim. Bana bir dostundan bahsetti. Adi Bayram’mış dostumun dostunun. Daha doğrusu ona bu ismi benim güzel dostum vermiş. Evet yanılmıyorsunuz Bayram bir insan değil. Paçalı bir güvercinmiş. Bugün bende şahsen tanışma fırsatı buldum kendileri ile.

Bayram yaklaşık bir yıl kadar önce bir bayram sabahı evlerine girmiş açık kalan balkon kapısından. Bir süre evde dolaşıp evi pislettikten sonra kendiliğinden çıkmış dışarı. Ama  benim dostumu hiç rahatsız etmemiş bu davetsiz misafirin zamansız ve ani gelişi. Aksine sevinmiş ve tıpkı bayramda gelen konuklarımız gibi ağırlamış onu. Ve böylece başlamış Bayram bey ile dostlukları.  Dostumun güzel tabiri ile “Bayram benim hayatıma anlam kattı”. Bayram bey bir yıl boyunca hayatına anlam kattığı bu dostunun balkonunu mesken etmiş kendine. Orada bol bol beslenmiş ve tabi ki kendine yakın çevreden de bir es bulup çoluk çocuk sahibi olmuş.

Bu dostumun birde ondan da tatlı bir esi var. Kendisi de inanılmaz güzel bir insan. Hani derler ya bir karıncayı bile incitemez diye. Tam olarak onun için dillendirilmiş bir söz bu. Evlerine giren örümcekleri yada böcekleri  bizler gibi yakalayıp öldürmek yerine yakalayıp bir kavanozun içinde evlerinden yaklaşık bir kilometre uzaktaki bir parka bırakıyor. Burada yaşamlarına yeniden yön veriyor bizim sadece korktuğumuz için öldürdüğümüz bu küçücük canlılar.

Evet bu saydığım iki kişi sadece insanları değil doğadaki tüm canlıları bu denli sevip onların hayatlarına bu denli önem verirken dünyada bir çok insan gözünü kırpmadan insanları vahşice katledebiliyor . Çok uzaklarda hatta başka bir kıtadaki binalara uçaklarla girip binlerce insanın ölümüne neden olabiliyor. Ama biliyor musunuz en az bunun kadar kötü bir şey daha gördüm geçenlerde bir haber kanalında. Binlerce insanın öldüğü bu saldırılardan sonra yüzlerce insan sokaklara dökülüp  “Yasasın  Amerika bunu hakketmişti” diye sevinç çığlıkları atmışlar. Bugünse Amerikan  halkı ve dünyanın pek çok yerindeki insanlar bu vahşetin mimari öldürüldüğü için sevinç çığlıkları ile sokaklara dökülmüş durumda. Keşke yüzlerce Amerikalı yada bir terörist öldürüldüğünde sevinen insanlar olmasa. Ölenlerin kim olursa olsun insan olduğunu unutmasa.

Umarım bir gün hepimiz evimize gelen paçalı güvercinlere bile kucak acar onları besler  veya evimizdeki böcekleri örümcekleri alıp onları asil yasam yerlerine götürür onları öldürmeden özgürleştirmeyi başarabiliriz.

Yarın gece Hıdırellez imiş. Benim bir gül ağacının yok altına bu dilekleri ekebileceğim. Sizden ricam biri benim için bir parça kâğıda benim su dileğimi yazıp gül fidanının dibine gömsün.

“artık insanlar öldürülmesin ve dostça yaşamayı öğrenelim su küçücük dünyada”  

 Sesli Yazı

Bir şizofrenin intihar mektubu

Gülmeyi unutan bir sabaha Merhaba ile başladı her şey…

Her sabah gibi küçücük soğuk ama bir o kadar da içli bir “günaydın“. Bu sabahta şehrin ışıkları henüz sönmüştü.  Ortalığı kaplayan sisi ve içindeki sokak lambalarının yalın görüntüsünü kuşların ötüşü süslüyordu.

Aslında her sabah olduğu gibi yoktun sen. Ne sen nede o güzel gülümsemen. Sen gittin gideli bu şehirde unuttu gülümsemeyi. Her gece yeniden bekliyorum gelmeni. Yeni bir umutla. Gereksiz saçma ama afilli bir yalnızlığın bekçisiyim sanki. Belki de beklemiyorum gelmeni. Sadece pencerenin önünde beklemek, bu sisli şehirde yalnızlığımı paylaşmak hoşuma gidiyor.

 Yine her gece olduğu gibi erkenden evimize geldim. Ne komik değil mi hala evimiz diyebiliyorum bu eve. Oysa ki sen bu evi, yani beni bırakıp gideli epey zaman oldu. Aslında tam 462 gün. İstemesem de artık saymayı bırakamıyorum. Kimilerine göre bir saplantı bu. Artık olmayan dostlarımda bıktı ve gittiler. Ne dostlarmış ama. Onlara göre tam bir hastalık bu. Her sabah senin olmayan “günaydın” sesinle uyanmam. Hayır yalan bu ne saplantı nede başka bir sey.

Sen gideli yazmayı da bıraktım. Artık ne anlamı var ki zaten. Okurlarım bile… bitti… Sadece melankoli artık tüm yazdıklarım.

Ne bekliyorsunuz ki artık benden, yaram derin ve zehir içime yayılıyor için için. Her satırımda o var. Aslında biliyorum en büyük nedeni tek sorumlusu benim  tüm bu olanların. Sana o sözleri söylediğim an imzaladım ruhumun ölüm fermanını.

Evet artık ruhum yok. İçimdeki gülümseyişlerin bir sonu vardı ve artık bu son perde Artık ne oyunlar ne şiirler ne yazılar. Birkaç dakika sonra ölü bir adam olacağım, ve bu lanet hayat bensiz devam edecek.  Rüzgarlar yine süpürecek sonbaharın tüm yapraklarını. Ama ben artık göremeyeceğim tüm bu yaşananları.

İyi şeylerde olacak ben ölünce . İnsanların aptal gülümseyişlerinden ve birbirlerinin cevabini umursamadıkları sorularımdan kurtulacağım.

-Beni sadece bu ikisi mi rahatsız ediyor peki tek derdim bu mu. Yani bu gece intihar etmeme neden olan tek şey bu öylemi.

+Saçmalama Rıfat bunun için intihar mi edilir . Daha mantıklı nedenler bulmalısın kendine. Ne yazacaksın nota. Apartman görevlisinin nasılsınız Rıfat bey sorusunu cevaplarken , aslında sorunun cevabini umursamaması beni çok kırdı ve intihar ediyorum…

Saçma.

-Neden not bırakayım ki. Öyle değil mi yaa. Kim neden bilmeli ki neden öldüğümü. Hiç kimsenin bilmesine gerek yok.

+Peki Rıfat sen biliyor musun bunu neden yaptığını

Neden

-Ne önemi var artık. Bırak sorgulamayı da iç su hapları bak saat kaç oldu.

+ne o yetişmen gereken bir yer mi var Prof. Dr. Rıfat Kara

-Ne bu simdi  Prof. Dr. Rıfat Kara. Alt tarafı boktan bir üniversitede  boktan bir Prof. um. Prof. olduğumu kendime hatırlattım da ne bok oldu. issiz Prof. Benim gibi lanet bir adamı hangi Üniversite kabul edecek simdi.

+Bak sana intihar etmen için yepyeni bir neden bile bulduk. “issiz Prof. İntihar etti”. ve neden biliyor musunuz .Aslında o bile bilmiyor.

-Yeter yeter dedim sana

+ Ne o söylediklerim hoşuna gitmedi mi  iç o halde su haplarında kurtulalım su dünyadan.

-Evet içecegim ve kurtulacağım senden.

+iste bu. Yeni bir neden daha buldun kendine ölmek için . Kendine bile söyleyemediğini söylemelisin önce. Sucu dünyaya atmaktan vazgeç ve kendine yalanlar söylemeyi bırak artık. Sen sevmeyi beceremedin. Ve bunun için tüm bu yaşananlar.

-Hayır hayır hayır sendende bu hayattan da bıktım artık. Kendimden sizden bıktım asil neden …

+asil neden bu mu şimdide ha ha ha hala bir suçlu arıyorsun değilmiş seni aptal Prof.

-Sus artık sus…

Neden gittin neden. Her sabah o sakin , ruhsuz da olsa sakin ve soğuk günaydınını özlüyorum ben. Olmuyor yapamıyorum artık. Ne is ne hayat, çıldırıyorum bak. Kendi kendime konuşuyorum. Neden neden gittin. Simdi neredesin?  Neredesin…

Küçüğümdün sen benim. Neşeli, güzel, saf tertemizdin ta ki beni  tanıyana kadar. Neden aşık oldun bana neden. Evet suçlu sensin sen bana aşık oldun ve tüm bunlar yaşandı.

+ ne simdi de suçlu ve öylemi. Bravo Prof. Bravo suçlu bulmakta üstüne yok. Senin Zaten tüm bu yaşananlarda ne gibi sucun olabilir ki. O zaten zorla girdi senin yatağına  , öyle değil mi. Bırak artık kendini kandırmayı ve kabullen , sende sevdin onu. Ve bu halde olmanın tek suçlusu yalnız ve yalnız sensin. O şehirler arası yolu unuttun mu yoksa. Onu ilk gördüğün ani, onu etkilemek için yaptıklarını ve dahası onu yatağa atmak için yaptıklarını.

-Yeter diyorum sana yeter sus.  Bunlar ikimizin de son sözleri olacak artık. Sana ve bu berbat hayata elveda.

+ elveda profesör bakalım ölüm senin acılarını dindirmeyi başarabilecek mi? Elveda…   

Sesli Yazı

Ağlıyorum

İçimde gecenin tüm hüznü doluyken

Dışarıda hafiften bir yağmur yağıyor.

Gözlerimden yaslar akarken,

Fonda çalan Sezen Aksu`nun “Erkekler ağlamaz” parçasının sözlerine inat süzülüyor yaslar gözümden.

Gözyaşlarının insanın içindeki zehir olduğuna inanır bazıları. İçindeki zehri atmanın en güzel yoludur der bazıları da. Artık inanmıyorum bu sözlere. Gözümden süzülen hiçbir damla acımı hafifletmiyor. Kırılan kalbim canimi acıtıyor.

Ağlıyorum ve gecenin sessizliğini bozan yağmurun sesini dinliyorum, yudumlarken tatsız şarabımı.

Sesli Yazı

Yeğenime mektubum

Bugün bir mucize daha gerçekleşti yeğenim dünyaya geldi. İnanılmaz tatlı :).  Bende uzaklardaki amcası olarak ona bir mektup yazdım ve sizlerle de paylaşmak istedim.

Mektubumu benim sesimden dinlemek isteyenler için işte link

“Hoş geldin Uşağım

Merhaba bebek. Hoş geldin. Sen beni henüz tanımıyorsun biliyorum o yüzden de kendimi tanıtarak başlayayım mektubuma. Ben senin Cevdet amcanım. Eğer söylemesi çok zor gelirse sen bana ceco amcada diyebilirsin. Ben babanın öz kardeşi değilim. ama öz abim olsa bu kadar sevebilirdim onu. Biliyorum simdi diyorsun “madem amcamsın neden burada değilsin? Neden karşılamaya gelmedin beni”. Haklısında. Ama su an senden kilometrelerce uzakta bol bol yağmur yağan bir ülkedeyim baran amcanla birlikte. Ama sakin merak etme en kısa sürede geleceğiz yanına ve hayatinin her evresinde seninle olacağız.

Bu sabah senin doğum haberinle açtım gözlerimi dünyaya. Durmadan yağmurlar yağan bu ülkede de inanılmaz güzel bir güneş açtı.

Duydum ki sen doğduğunda ağlamışsın. Bu seferlik affedildin ama bundan sonra hiç ama hiç ağlama olur mu! Bu ilk ve son olsun. Biliyorum neden ağladığında aslında. Annenin sıcacık karnında ekmek elden su gölden yasarken birden gıcık bir doktor gelip seni çıkardı oradan. Biliyor musun bundan 30 sene önce bana da yapmışlardı aynini. Bende ağlamıştım. Ama sonra anladım, aslında geldiğim yerin o kadar kötü bir yer olmadığını. Sen de çok kısa bir süre sonra anneni, babanı, aileni tanıdıkça göreceksin ne kadar şanslı olduğunu.

Biliyor musun senin baban mükemmel bir adam.Abim diye söylemiyorum gerçekten öyle. Ama asil bilmen gereken annenin daha da mükemmel olduğu. Ama sen bunu babana söylemede kıskanmasın anneni daha çok seviyoruz diye. Annen yani benim yengem aslında benim için yengeden çok bir kız
kardeş. Aslında düşündüm de senin zaten 2 tane daha amcan var ve sadece 2 dayın var. İyimsimi sen bana da dayı de. Hem dayı kontenjanındakiler daha yakışıklı.

Seni ilk kez dijital bir ortamda, annenin karnında ki video görüntülerinde görmüştük. O zaman pek bir çirkin gelmiştin bana. Bilseydim bu denli güzel olacağını doğduğunda, daha çabuk gel derdim. Ama
biliyorum gelmezdin sen. Anladığım kadarı ile sende baban gibi sözünün eri bir adam olacaksın. Çarşamba geleceğini söylemişsin doktor amcalara ve çarşambada geldin. Aslan yeğenim benim. Eyvah aslan mi dedim ben. Sakin sakin unut o kelimeyi, hemencecik sil aklından. Sen çok güzel bir kartalsın bizim yavru kartalımızsın sen. Bak sakin dinleme o yakışıklı dayılarını. Onlar hamsi mamsi derler sakin aldırma. Bak tam bir Karadeniz uşağı ol. Ona hiç ama hiç sözüm yok. Zira Karadenizlilerin
ne tatlı insanlar olduğunu Anneni ve ailesini tanıdıktan sonra anladık. Biz yani Baran amcan ve ben gelene kadar Faruk amcan seni Yavru kartal yolunda hazırlayacak. Tüm baskılara direnmeni ve
unutmamanı istiyorum “Beşiktaşlı olunmaz Beşiktaşlı doğulur”.

Bu kadar Beşiktaş propagandası yeter sanırım. Sen dogmadan başlayan bu savaş sen bir takım konusunda kesin bir karar verene kadar devam edecek sanırım.

Az önce geldim eve. Bilgisayarımı açtım hemen ve maillerimi kontrol ettim. Çünkü baban akşama Fotoğraflarını göndereceğini söylemişti gönderdi de. Biliyormuşsun yüzünü ilk gördüğüm anda içimden tek bir cümle geçti “Allah im şükürler olsun”. Sen doğmuştun gayet sağlıklı ve çok tatlı
görünüyordun. Tüm dualarımız seninle olacak. Sen daima sağlıklı ve mutlu ol diye. Senin için tek dileğim hayatinin  her evresini doya doya mutlu bir şekilde yasa. Biliyorum henüz okuma
yazma bilmiyorsun o nedenle seslendirdim mektubumu. Su an Orada olamasam da benim sözlerimi benim sesimden duy istedim. Seni çok seviyoruz. İyi ki geldin ailemize.

Ceco dayin”

Kız Çocuğu

Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima’da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.

Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.

Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.

Nazım Hikmet (1956)

Şiiri benim yorumumla dinlemek isteyenler için işte link

Çilekli pasta

Çok az kaldı. Kısa bir süre sonra sevgilimin doğum günü. Dört yıl önce onun doğum gününü ilk kutladığımda ona bir çilekli pasta yapmıştım. Dört yıl sonra yeniden onun için, o gün yaptığımda biraz daha farklı ve daha özel bir çilekli pasta yapacağız. Özelliği de iste bu biz sözcüğünde saklı. Henüz doğmamış kızım Yağmur yardım edecek bana pastayı hazırlarken. Kendisi pastamızı hazırlarken malzemelerden bile önemli olan çok özel bir ayrıntıyla uğraşıyor. Pastamızı hazırlarken dinleyeceğimiz müziği seçiyor. Yağmur`un müzik konusundaki seçimleri benden çok daha iyi. İşte başladı bile çalmaya. Ama buda ne. Ben bu parçayı daha önce hiç duymamıştım. İşte geldi iyisi mi hemen kendisine sorayım.

Raphael Gualazzi miş çalan. Daha önce hiç duymamıştım ama gerçekten de hayran kalmamak pekte mümkün değil Yağmurumun seçimlerine.

Evet müziğimizde hazır olduğuna göre sıra malzemelerde. İlk ihtiyacımız olan şey yumurta. Ama diğer malzemelerin olduğu gibi marketten alabileceğiz herhangi bir yumurta değil bu. Hadi bakalım Yağmur malzemeler için küçük bir gezintiye ihtiyacımız var. Sıkaca giy üstünü, gideceğimiz yer çok soğuk olacak.  Sen giyinirken bende gidip uçan halimizi hazırlayayım. Alaaddin seyahate giderken halisini bize bırakmış olması çok iyi oldu.

Uç bakalım sihirli hali bizi gökyüzünün derinliklerindeki devler ülkesine götür.

Yalnız Yağmur oyalanmak yok hemen altın yumurtlayan kaz çiftliğinden 6 tane yumurta alıp çıkacağız.

Biliyorum senin daha fazla kalmak istediğini ama gitmeliyiz daha çok durak var bizi bekleyen.

Bakalım sırada ne var; 150 gram seker ve 150 gramda un. Sanırım bunları da alacağımız yeri biliyorum. Ama Yağmur gidiciğimiz yerde çok dikkatli olmalısın. Çünkü şekerimizi alacağımız tatlı teyzenin  kötü bir huyu var. Çocukları biraz fazla seviyor. Onları şekerle kandırıp yiyecek kadar.

İşte geldik sen halinin üzerinde bekle ben hemen alıp geliyorum.

Tamamdır seni görmeden gidelim buradan. Sırada Alpler var. Oradan da sütümüzü ve çileklerimizi aldık mı hazırız demektir. Biliyorum sıkıldın uçmaktan ama gideceğimiz yerde seni bekleyen bir arkadaş olacak onunla süt sağıp, çilek toplarken bende çilekli pastamıza asil lezzetini verecek olan ve ne olduğunu sen doğduktan sonra senin kulağına fısıldayacağım sihirli tozumuzu alayım. Bak sana anlatırken gelmişiz bile. Heidie de seni bekliyor aşağıda. Simdi süt sağmaya gidiyorsunuz ama gecikmek yok söz ver bana.

Of Allah’ım of, tıpkı annesi. Yine geç kaldı.

Yakınmalarımı duydu sanırım iste geldi. Artık eve gitme vakti geldi küçük hanim. Atla gidiyoruz geç bile kaldık. Annen neredeyse evde olur. O gelmeden pastamızı bitirmeliyiz.

Bütün malzemeler ve müziğimiz hazır olduğuna göre başlayabiliriz. Yağmur sen yumurtalarımızı şekerle birlikte güzelce çırparken bende dev ateş fırınımızı açayım. Biz hazırlanırken oda ısınadursun. Tamam yeterli tatlım simdi üzerine unu ve kabartma tozumuzu ekleyebiliriz.

Ne kabartma tozu almadık mı ?. Ben hemen alıp geleyim. Nereden mi? Tabi ki bakkal Yusuf amcandan tatlım.

Umarım başka bir eksik çıkmaz. Karışımımızda hazır olduğuna göre artık fırına verebiliriz. Yarım saat pişsin. Bizde baba kız üzerine süreceğimiz kremayı hazırlayalım. İşte sihirli tozumuzda tam burada devreye giriyor sütümüzü ve bir tutam tozumuzu bir tencerede yavaşça karıştırarak gizli sözcükleri söylüyoruz sessizce;….. ….. …..  …..  …… . ve kremamızda hazır.

Karışımızda piştiğine göre artık hazırız. İkiye kesip ortasından, çileklerimizi yerleştirelim içine. Ve tabi ki krema, her yerine bolca ,ikinci kısım ve yeniden krema, yeniden çilekler. Son olaraksa sihirli tozumuzda bir tutam daha ve iste hazır çilekli pastamız. Simdi buzdolabına gidiyorsun çilekli pasta sevgilimin doğum gününe kadar orada koruyacaksın tazeliğini.

Teşekkürler yağmurum yardımların için. Sen olmasan yetiştiremezdim bu güzel sürprizimizi. Biliyorum senin gitmen gerekiyor simdi. Ama çok bekletme olur mu. Çabucak gel. Annende, bende dört gözle bekliyoruz gelmeni. Benim henüz doğmamış kızım,  Yağmurum iyi ki varsın.

Ding dong

Sesli Yazı